22.05.2018 - Kablo Tel Dünyası Kablo-Üretim-Hammadde-Makina Teknolojileri Dergisi

Murat Erdoğanlı Yönetim Kurulu Başkanı: Hanif Kablo başta Ortadoğu olmak üzere 50’nin üzerinde ülkeye ihracat yapıyor

Murat Erdoğanlı Yönetim Kurulu Başkanı: Hanif Kablo başta Ortadoğu olmak üzere 50’nin üzerinde ülkeye ihracat yapıyor
Reklam

Bu sayımızda kablo sektörünün önemli temsilcilerinden Hanif Kablo’yu Malatya’daki fabrikalarında ziyaret ettik. Şirketin yönetim kurulu başkanı Sn. Murat Erdoğanlı sorularımıza içtenlikle cevaplar verdiler. Başta Ortadoğu olmak üzere 50’nin üzerinde ülkeye satış yapmaktayız. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Suriye, Libya ve Nijerya en güçlü olduğumuz ülkeler. 2017 yılında 40 milyon civarında ciro gerçekleştirdik. Ve bu cironun yaklaşık %80’i ihracattan gerçekleşti. Sorularımıza içtenlikle yanıt veren Erdoğanlı firmaları ve yatırımları ile ilgili bilgiler paylaştı. Aşağıda bu söyleşiyi okuyabileceksiniz.

R.S: Öncelikle bu sıcak karşılamanız için teşekkürler Murat Bey. Bize Hanif Kablo’yu kısaca tanıtabilir misiniz?

M.E: Hoş bulduk Rahmi Bey. Hanif Kablo olarak 2013 yılında Gaziantep’te kurulduk. Derken 2014 yılında memleketimiz olan Malatya’ya taşındık. İlk başta sadece haberleşme grubu kabloları üretirken şu anda enerji grubu ve orta gerilim kablolar da üretebilmekteyiz. Bakır ve alüminyum kabloları uluslararası standartlarda yahut müşteri talep ve şartnamelerine göre özel olarak da üretmekteyiz. İhracat odaklı bir firma olmakla beraber iç pazarda da yer almaktayız.

R.S: Hangi ülkelere ihracat yapmaktasınız?

M.E: Başta Ortadoğu olmak üzere 50’nin üzerinde ülkeye satış yapmaktayız. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Suriye, Libya ve Nijerya en güçlü olduğumuz ülkeler. 2017 yılında 40 milyon civarında ciro gerçekleştirdik. Ve bu cironun yaklaşık %80’i ihracattan gerçekleşti.

R.S: Kapasiteniz nedir?

M.E: Sizin de bildiğiniz üzere kablo fabrikalarında kapasite işlenen ürünün özelliklerine göre çeşitlik gösterir. Çalışılan ürüne bağlı olmak üzere aylık ortalama: metre bazında 35 milyon metre civarında kg bazında ise 600 bin kg yaklaşık kapasitemiz var. Ancak teorik olarak makine ekipmanın kapasitesini reele dökmek her üretici gibi bizi de zorluyor. İhracatçı olduğumuz ve de Malatya’da olduğumuz için belki de daha çok…

R.S: Biraz açabilir misiniz Murat Bey. M.E: Nasrettin hocanın dediği gibi damdan düşeni çağırmak lazım. Şaka bir yana, küçük bir parça için makine yatar, operatör devamsızlık yapar makine yatar, onlarca hammaddeden birisi eksiktir yatar, nakliyeci gecikir hammadde kavuşmaz yatar, parasını ödediğin tedarikçi seni sallar yatar, makine servise gider yatar, resmi tatil olur yatar, siparişler nedense hep aynı anda gelir aynı anda durur o süre zarfında yatar velhasıl ben 7/24 çalışalım dedikçe imalat bir bahane bulup yatar. Yatar da yatar. Anlayacağınız bu kapasit meselesinden çok muzdaribim. İnsana dayalı iş yapmanın zorlukları, tatlı yorgunluklar diyelim. Bölgedeki tek fabrika olmanın zorlukları olsa gerek.

R.S: Malatya’da olmaktan muzdaripsiniz sanırım. M.E: ilk zamanlarda çok zor oldu. Sistemi oturtana kadar hep sermayeden yedik. Servis, parça, hammadde, nakliye, operatör, usta derken sakalları ağarttık. Bir örnek vereyim, ilk kurulduğumuz dönemde usta bulmak deveye hendek atlatmak gibiydi. Hem yanlış eğitim politikaları sebebiyle alttan usta yetişmiyor (daha 45 yaşının altında usta göremedim on sene sonra ne yapacağız ALLAH bilir) hem de yetişmiş bir avuç kişi de Malatya’ya değil sanki Fizan’a geliyormuş edalarına takılıyor. O dönemde Malatyaspor’la da ilgileniyorum. 3. Ligdeki Malatyaspor’a Feyyaz Uçar’ı (Metin Ali Feyyaz triosunun golcüsü) getiriyoruz. İşin garibi kablo ustasının maddi ve manevi talepleri Feyyaz yaz yaz yaz’dan bile çoktu 🙂 kaprisi havası cıvası da cabası…

Hamdolsun o sıkıntılı günleri atlattık. Şimdi ise Malatya’da olmanın nimetlerinden faydalanıyoruz. 15.000 m2 kendi mülkümüz. Ne kira ve stopaj derdi ne de mekân sıkıntısı. Teşvik bölgesinde olduğumuz için devletimizin arkamızda olduğunu görüyoruz. Limana, Suriye ve Irak pazarına yakınız. Bölgede tekiz. Nitekim baya zorlansak da geçmişteki “keşke” cümlelerim “iyiki” ye dönüşmüş durumda. R.S: İç pazarda çevre iller yoğunlukta o zaman.

M.E: İlk başlarda sadece ihracat amaçlı başladık. Lakin ihraç fazlası parça kabloları vs eritmemiz gerekli idi. Sağ olsun duyan hemşerilerimiz de teveccüh gösterdiler. Ve iç pazara girmiş bulunduk. Kapasitemizde gerçekleştirmiş olduğumuz artışlar neticesinde stoka ürün çalışma zorunluluğu belirdi. İhracat ürünleri genellikle müşteri taleplerine göre ve süreli olduğu için üretim devamlılığı sağlamak adına iç pazarda daha güçlü yer alma kararı aldık.

Çevre illerle başlayan süreç 81 vilayete evrildi. R.S: iç pazarda umduğunuzu bulabildiniz mi?

M.E: Daha henüz iç pazarımızı gerçek manada oturtamadığımızdan “keşkeli” günler geçiriyorum. İlk etaptaki “ihracat siparişi gelene kadar makinalar yatmasın, stoka iç pazara mal üretsin” amacımız yerine geldi. Lakin bu sefer başka sıkıntılar baş gösterdi sektörel, konjonktürel ve kişisel. Kişiselden başlayacak olursam; 2006 yılından beri kablo ticaretinin içerisindeyim. Ancak liste, iskonto, vade, çek, kur farkı, senet, spot, kampanya, çantacı ve tokatçı yeni karşılaştığım kavramlar. İhracattan dolayı alışkın olduğum: müşterinin siparişi gelir o günün lme’sine göre maliyet çıkartılır ve teklif gönderilir. Eğer müşteri kabul ederse ön ödeme alınarak üretime başlanır. Geri kalan ücret ise mal tesliminde alınır. Kar marjı yüksek olmasa da ne batak riski, ne kur farkı ne de vade olur. Siparişler konteyner bazında olduğu için sevkiyat problemi de olmaz. İç pazardaki bakırı peşin alıp üzerine tesis, plastik ve işçilik ekledikten sonra mamulün pazarda kıymetsiz hale gelmesine pek alışamadım doğrusu.

İç Pazar özelinde konuşacak olursak Bakırcı ve alüminyumcu burnundan kıl aldırmaz diğer tedarikçiler de. Ama bizim kablo kıymetsizdir. Açık hesap, spot, çantacı, tokatçı gırla gider. Küçük bir elektrikçinin dahi kapısında 10 tane pazarlamacı yatar. Alacağı beş top kablo için 10 tane pazarlamacıyı mezata sokar Karaköy’deki spotçulardan fiyat almayı da ihmal etmez. “Açık indirme” usulü en ucuz, en uzun vade bir de nakliye ister. Bu şartlarda mal sattın ne ala. Bir de tahsilat sıkıntısı başlar. Pazarlamacı gider, beyimizin keyfi yerinde olmaz çek karalamaz, diğer tura gel der sallar da sallar 90 gün anlaşırsın evrak bile eline 90 günde gelmez gelen evrak da en az 150 gündür. Tahsilat yaptım diye sevinirsin.

Beş milyar dolarlık kablo sektörünün bu içler acısı durumu gücüme gitmiyor değil. Zaten bölgesel sıkıntılar neticesinde ihracat zayıflıyor, TL sürekli değer kaybediyor, global arenada Çin malları pazarı istila ediyor. Bari iç pazar, ihracattaki rekabet ve para gücümüzü örselemese yani gölge etmese başka ihsan beklemeyiz. R.S: Yani keşke iç pazara girmeseydik diyorsunuz. M.E: Aslında bu mevzuda Hanif kablo olarak bizim tuzumuz kuru. Ne imalatı kurarken ne de şu gün iç pazara mal satarak çarkı döndürürüz diye bir tutumumuz olmadı.

Ortadoğu’daki müşterilerimiz kemikleşmiş bir durumda. Ancak sektörün sorunlarını bugün çözemezsek kangrenleşerek bumerang gibi muhakkak bize döner. Ne yazık ki kablo sektörü olarak ticari hacmimiz nispetinde kamuoyu oluşturduğumuz söylenemez. Fındıkçının, besicinin, konfeksiyoncunun, balıkçının vs yaptıkları cirolara ve çıkardıkları sese bakılınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir.

Biz kablocular olarak yarım puan iskonto için birbirlerimizi kırar geçersek su alan gemide hep beraber batarız. Acaba düşündük mü en çok batmalar neden bizim sektörde oluyor?

Her batan firma doğrudan ve dolaylı olarak hepimizi etkiliyor. Aramızdaki rekabet bizi küresel arenada büyüttüğü ölçüde bize kazandırır. Fenerbahçe’nin büyüklüğü Galatasaray’ı da Beşiktaş’ı da büyütür. Aynı tedarikçileri ve aynı personel havuzunu kullanıyoruz.

Markalarımız ne olursa olsun dışarıda “Türk malı” olarak aynı gemideyiz. Ortadoğu’da Çin menşeili kalitesiz mallar “Made in Turkey” damgası ile satılıyor. Ve kamu diplomasimiz olmadığından hiçbir yaptırımda bulunamıyoruz. İşin en kötüsü şehitlerimizin kanlarıyla fethetmiş olduğumuz Suriye’nin kuzeyinde bile çarpık çurpuk Çin malları Türk malı kisvesi altında hatta “Hanif Kablo” markası ile Mersin limanına gelip bizim ülkemizden transit olarak Suriye’nin özgür tarafına gidiyor. Bunu bile engelleyemiyoruz. Yüz firma bilemedin iki yüz… Bir araya gelip sektörle alakalı en ufak bir planlama onu da geçtim tanışma dahi yapamıyoruz. Bir derneğimiz var sanırım ancak beşinci yılıma girdim ne hayırlı olsun diyen oldu, ne arayıp tanışalım diyen ne de sen kimsin necisin diyen…

R.S: Çözüm önerileriniz nelerdir Murat Bey?

M.E: Tüccar olarak başladığım kablo sektöründe yüce Tanrı bize üretici olmayı da nasip etti. Ve artık yolcu değil hancı olduğumuz da ortaya çıktı. Üç adet yavrum var isterim ki babalarının kurdukları düzeni onlar da devam ettirebilsinler. “Hanif Kablo” Avrupalı ve Japon şirketler gibi yüzlerce yıl yaşasın. Katma değer yaratsın yurdumuza, ekmek kapısı olsun binlere…

Elbette bu hedefe sadece biz Hanif kablo olarak doğruları yaparak yürüyemeyiz. Önce sektör olarak en azından asgari müşterekte buluşabilmeli sonra da devletimize kablo sektörünün stratejik önemini hatırlatabilmeliyiz. 90’ların konfeksiyoncuların başına gelen başımıza gelmeden şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz. İmalat, külfetli ve komplike bir süreçtir. Sektördeki her oyuncu pastayı bölmek yerine dinamizm katar. Küreselleşen dünyada Marka değerimizi yükseltmek ancak niteliğin yanına nicelik koyarak olur. Niceliğin olduğu yerde yan sanayi de gelişir. Böylelikle üretim daha verimli hale gelir. Bakırcı, alüminyumcu, plastikçi, dotpci, kalsitci, makinacı, makaracı, ambalajcı, kutucu, nakliyeci, personeller vs hepsi bir bütündür. Başta Çin olmak üzere dünyadaki rakiplerimizle baş edebilmek için devletimizle beraber acil eylem planı oluşturmamız gerekmektedir. Aynı gemide olduğumuzun bilinciyle kazan kazan politikasından başka çaremiz yoktur. İç pazardaki “iskontovade” savaşını “tatlı rekabete” çevirmeli dışarıda ise hep beraber markalaşarak Türk Malı imajını en yükseklere çıkarmalıyız.

Bizi biz yapan devletimize ve milletimize en büyük borcumuz budur. Ülkemizin kanayan yara olmuş iki ekonomik sorunu olan cari açığa ve işsizliğe elimizden geldiği kadar çözüm bulmalıyız. Yarınlarda Malatya’nın kayısısı yerine kablosu meşhur olur inşallah. Tüm Malatya’nın peşinde olduğu kayısının yıllık 200 milyon $ ciro yaptığı bunun ortalama bir kablo fabrikasının cirosuna eşdeğer olduğu hesaba katılırsa ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Aksi durumda İngiltere örneğini aklımızdan çıkarmamız gerekir. Kabloyu icat eden ve imalatını ilk yapan ülke olan İngiltere’de tek bir kablo fabrikası dahi kalmamıştır.

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ